Buzdan Kılıçlar Latife Tekin

“Büyücünün boşa üflediği soluklar gibi, güven vermiyor da olsalar yaşadıkları hayat esrarlı ve dev bir mıknatıstan daha çekici.

Yoksulların ruhu en iyi birbirleriyle tanışır ve anlaşırlar! Yoksulluk ölüm kadar kesin ve keskin olan tek şeydir ve yoksullar, bu gerçeğin baskısına direnebilmek için yoksul olmayanların asla öğrenemeyeceği sessiz işaretleri ve gizli dilleriyle yüzyıllardan beridir durmamacasına mırıldanıyorlar.

Ceplerinde yoksulluk bilgisi denen küstah bir kurbağa gezdirmiyor olsalar, hayatın kendilerine verilmediğini bile bile, başkalarının zalim dünyasında, ayakkabılarının uçlarına basarak sürekli bir korkuyla var olmayı göze alabilirler miydi?” (s.8)

“Volvo, kıyılarındaki evlerini, ıslak kibrit kutularına benzetip gizlice sevdiği, her gün derin bir eksiklik duygusuyla seyrettiği şehirden ona bir armağandı. Ayağını azıcık oynatarak muazzam güçlere hükmedebilen, bir direksiyon çevirmesiyle tonlarca ağırlıktaki araçlara yön verebilen tekniğin selamı.” (s. 13)

“Yani bir kadının kaval kemiğinin üstündeki kaslarının orospuluk etmeden öyle demet demet toplanması imkansızdı.” (s. 42)

“Ese Sunteriler, Sitile Sunteriler öldükten sonra üç yıl boyunca karısının mezar taşını kendine tapınak yapmış, olur olmaz saatlerde mezarlığa giderek her gün karışık bir tempoda ağlamıştı. Ölüm vakasından sonra acısı kilolarla tartılacak kadar ağırlaşmış olmalıydı. Gogi onun duvarlara tutuna tutuna güçlükle yürüdüğünü hatırlıyordu. Aklında kimseyi rahatsız etmemek için yas yükünü efendice götürüp getiren asil ruhlu bir insan olarak kalmıştı.” (s. 44)

“Kendilerine kurabilecekleri tek hayat, gerçeğin dışında olduğu için bulutsu bir yere itelendiler ve ömürleri, başkalarına ait olan bu dünyayı tüketemediklerinden, hayali bir yolculuk şeklinde seyretti.

Son karanlıkta ilk ışığın buluştuğu ortamlara hasta olduklarından, topluca gard alıp hayatı seher denen gurbette yaşadılar.

Yokluğun gözünden görünen dünya, sessizliğin sislerinde yitip gitti.” (s. 57)

“Yoksullar Rahman’ın aşağı düşme hareketinden doğan rüzgarın şiddetiyle savruldular. Duman olmuşlardı. Kendilerine verilmeyen şu dünyada, ele geçirdikleri eşyaları ‘birer Tanrı parçasıdır’ diyerek gösteriyorlardı. Allah’ın yeni pozisyonuna esrarlı bir hüzünle baktılar. Yedikleri şık darbenin dehşeti onları büyülemişti. Uzun bir süre, şaşkınlık dışında, yüzlerinde herhangi bir duygu vuku bulmadı.” (s. 61)

“Kazanılan paranın tehlike yönü şudur: Nasıl olup da geldiği bilinmediği için, kişi temelde mutsuzsa anında maceraperest bir yaşantıya sürüklenir. Hayat insana bir kez verildiği için tabii dilerse parayı tepsiye koyup çoluğunu çocuğunu düşünmeden Risali Cumhur heyetine 15 gün süreyle saz çaldırabilir. Yahut da cepindeki paradan cesaret alarak dev caddelerden birine çıkıp kızların boynundaki zincirlere asılır. Babasının malıymış gibi çeker çeker kopartır. Halilhan bunu bizzat yaşamıştır. Kızların yol ortasında ağlayışından zevk duyduğu günler daima hatırındadır.” (s. 72)

“Halilhan’ın düşüncesine göre dünyada iyi niyet, şefkat ve acıma insan tabiatındaki bu zayıflık sayesinde mümkün olabiliyordu. Ortak ruhumuz cehaletin kabusuyla zalimce dövülmekte, dağlanmaktaydı. Bu yüzden insanlar hayatı, bir korku üçgenine hapsolmuşçasına yaşıyorlardı. Acizliklerini görüp kendilerine karşı merhametle doluyorlar, buna bağlı olarak da gözlerinden yaşlar döküyorlardı. Yalancılık kabiliyeti, çaresizliğimizi savuşturmamıza yarayacak bir özellik olarak kemiklerimize yazılmıştı. DNA denen moleküller bu konuda bağımsız çalışmaktaydı. Kişi eksikliğini gördüğü bir yerde, yokluğunu, numara yaparak tamam ediyordu. Aslında, insanın hareketleri, gördüğü tüyalar ve hayalleri baştan sona manasızlığa dayanmaktaydı. Ve doğumundan bu güne yaşadığı hiçbir hikayenin açıklaması yoktu.” (s. 92)

“Başkalarının dünyasında, hayatın kendilerine verilmediğini bile bile yaşayarak yarattıkları büyü, paraya dokundukları an bozulmaktaydı. Halilhan bu cesareti gösterdiği için saniyesini dahi atlayamadan, kanında korkunun büyümesini duyacaktı. Cebinde gezdirdiği küstah yoksulluk bilgisinin sıcak anısı, kalbini kemiren bir intikama dönüşecekti.” (s. 99)

“Yoksulların yüzyılladır dünyanıza karşı kalkan olarak kullandıkları serap hayatınızdır!

Bu adamlar, kendilerine dair olanı kendilerine ait olmayan seslerin yankısını giyinmek suretiyle korudular. Asıl hayatlarını başka bir yerde saklamasalar, yüzlerindeki üzüntü böylesine gerçek olmazdı.” (s. 121)

 

latife

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s